AnasayfaGENEL BİLGİLERTARİHİ ARKAPLANİNSAN HAKLARI İHLALLERİULUSLARARASI ALANDAKİ YERİ

Genel:

Anasayfa

KRONOLOJİ

Pakistan'da Bir Afgan Mülteci Kampı

İHH İNSANİ YARDIM VAKFI'NIN AFGANİSTAN FAALİYETLER

Ahmed Şah Mesud

İNSAN HAKLARI İHLALLERİ

Afganistan’ın yaklaşık son 30 yılı savaşlarla geçmiş ve Afgan halkı bu savaşlar arasında ezilip gitmiştir. Dünya tarihine geçen Moskof mezaliminin izleri, o günün insanlarının zihinlerinden silinmemiştir. Afganistan’da 1978 yılında idareyi ele alan komünist hükümet sonrası hükümetin ve Sovyetler’in baskıları ve sindirme politikası, ülkede mülteci akınını da başlatmış oldu. Komünist hükümet din karşıtı bir kampanya başlattı. Afganlı komünistler Sovyetlerin yardımıyla sık sık teröre başvuruyordu. 1979 Mart’ında Kerala köyünde yaşanan bir olay, dalga dalga halk arasında yayıldı. Görgü tanıklarının ifadesine göre köydeki erkek nüfus, yani 1700 kişi meydanda toplandı ve otomatik silahlarla tarandı; ölüler ve yaralılar bir buldozer yardımıyla üç ayrı çukura üst üste gömüldüler. Komünist hükümetin ve Sovyetler’in Afganistan’da halka karşı giriştiği bastırma ve sindirme politikası, binlerce kişinin hapishanelere atılması, gözaltında kaybolmalar ve ağır işkenceler şeklinde yürütüldü. Kabil’in doğusundaki Poliçerhi Hapishanesi tam bir toplama kampı ve işkence merkezi haline getirilmişti. Bu cezaevinde yüzlerce mahkum idam edildi; cesetler ve can çekişen bedenler buldozerlerle üst üste gömüldü. Stalin'in cezalı halklar için uyguladığı yöntem burada yeniden kullanılmaya başlandı. 15 Ağustos 1979’da 300 Hazara direnişe destek verdikleri gerekçesiyle tutuklandı; 150’si buldozerlerle diri diri gömüldü, diğer 150’si ise üzerlerine benzin dökülerek canlı canlı yakıldı. 1979 Eylül’ünde cezaevi yönetimi 12 bin mahkumun öldürüldüğünü kabul etti. Bir Afgan direnişçi, Kızıl Ordu’nun yöntemlerini şöyle anlatıyordu: “Sovyetler bir eve saldırdılar mı, o evdeki kadınları öldüresiye döver, onlara tecavüz ederdi. Ne yazık ki bu barbarlık içgüdüsel olarak değil, programlanmış olarak gerçekleşiyordu; böyle eylemler yaparak toplumumuzun temellerini yıktıklarının tamamen farkındalardı.”
Mart 1987’de Newsweek dergisi Avusturyalı Profesör Fex Ermacora ile bir röportaj yaptı. Bu röportajda Ermacora, BM’nin Rusya’nın Afganistan’daki vahşetini gizlediğini belirterek şöyle demiştir:

“Görgü tanıklarına göre Rus askerleri, Afganlıları evlerinden alarak gırtlaklarını süngülerle doğramaktadır. Çocuk, yaşlı demeden bütün köy halkını meydana toplayıp canlı olarak, üzerlerine benzin döküp yakmaktadır. Kadın ve kızlara tecavüz edildikten sonra helikopterlere bindirilip çırılçıplak aşağıya atılmaktadır. Su kuyuları zehirlenmekte, hayvanlar kurşunlanmakta, tahıl ve erzak ambarları yağmalanmakta, meyva ağaçları kesilmekte, dini kitaplar, camiler ve türbeler yakılmakta, böylece köylülerin mücahitlere destek sağlamaları engellenmek istenmektedir. Ruslar 1980'den bu yana yüz binlerce Afganlı çocuğu, Rusya’daki ideolojik okul ve kamplarda komünist militan olarak yetiştirmektedirler.”

Sovyetlerin işgaliyle birlikte 6,2 milyon Afganlı, komşu ülkelere sığınmaya başladı. Bu dönemdeki en büyük sığınak şüphesiz ki Pakistan oldu. Ziya‘ül-Hak liderliğindeki Pakistan askeri yönetimi, Afgan cihadı sonuçlanana kadar kapılarını hem mültecilere hem de mücahitlere açtı.
O yıllarda yapılan tesbitlere göre 1979 yılında 600 bin kişinin 400 bini Pakistan’a, 200 bini ise İran’a göç etmişti. 1980 yılında 1,9 milyon kişi yine farklı ülkelere göç etmek zorunda kaldı. 1983’te 9 milyon Afganlı’nın 5,6 milyonu Pakistan’a, 3,4 milyonu İran’a göç etti. 1990 yılında ise 6,2 milyon Afganlı’nın 3,3 milyonu yine Pakistan’a ve 2,9 milyonu İran’a iltica etti.
Sovyet mezaliminin son bulmasından sonra birbirleriyle çatışmaya giren gruplardan dolayı Afganistan büyük bir belirsizlik döneminden geçmekteydi. Bu karışık ortamda ortaya çıkan Taliban hareketi sonrasında bir müddet de olsa Afganistan’da belli açılardan sağlanan istikrar uzun sürmedi. 11 Eylül sonrası Üsame bin Ladin’i ele geçirme operasyonları adına tüm ülkeyi talan etme çalışmalarına girişen ABD Afganistan’da Moskof mezalimini aratmayacak kıyımlar başlattı.
ABD’nin Afganistan’ı işgali sonrasında burada yaşanan hak ihlalleri üç elden yürütülmekteydi. Bunlardan birincisi, savaş sırasında bizzat Kuzey İttifakı mensuplarının yaptıkları ihlallerdir. Diğeri ülkedeki ABD ordusu tarafından özellikle savaş esirlerine yönelik işlenen ihlaller ve sonuncusu da Afganistan hükümetince yapılan ihlallerdir. ABD’nin 7 Ekim 2001 tarihinde hava operasyonuyla başlattığı ‘sınırsız özgürlük savaşı’, içinde büyük insan hakları ihlallerini ve hatta insani trajedileri barındırmaktadır. ABD ülkenin büyük bölümünü havadan bombalarken kara operasyonunu yürüten Kuzey İttifakı’na mensup güçler de Taliban ve ülkedeki yabancı savaşçılara karşı tamamıyla bir yok etme psikolojisiyle hareket etti. Yakalanan kişiler Cenevre Konvansiyonu’na aykırı olarak alçaltıcı muamelelere maruz bırakıldıktan sonra acımasızca öldürüldü. Afganistan’da savaş sırasında meydana gelen insan hakları ihlalleriyle ilgili halen ciddi bir soruşturma açılmadı.
Afganistan’da Taliban yönetimini yıkmaya yönelik başlayan savaş, sayısız insan hakları ihlalleriyle doludur. Taliban’a karşı intikam hisleri özellikle kuzeydeki Kunduz kentinde zirveye çıkmıştı. “Kunduz’da Linç Furyası” diye geçen olaylarda Taliban milisleri hiçbir canlıya reva görülmeyecek türden işkencelerle öldürüldü. İttifak, Kunduz'da ev ev dolaşarak Taliban üyesi aramakta ve şüpheli kişileri hiçbir delil olmaksızın tutuklamaktaydı. Tutuklananların çoğunun akıbetinin ne olduğu hakkında ise kimsenin bir bilgisi yoktu. Bunun yanı sıra İttifak yetkilileri, o ana dek 5000 Afgan kökenli ve 750 yabancı savaşçının kendilerine teslim olduğunu, teslim olanların önemli kısmının ise Özbek General Raşid Dostum’un Mezar-ı Şerif'teki karargahına götürüldüğünü belirtmişti.

Kunduz’da yakalanan esirlerin Mezar-ı Şerif yakınlarındaki Cenk Kalesi’ne götürülürken yaşadıkları bununla da kalmadı. Cenk Kalesi 25 Kasım 2001’de konteynırlarda bulunan diğer tutukluların da son durağı olacaktı. İnsan hakları örgütlerini ayağa kaldıran olaylarda Cenk Kalesi’ne götürülen 480 tutukludan 400’ü ağır bombardıman sonucu kıstırıldıkları kalede öldürüldüler.
Cenk Kalesi’nde yaşananlarla ilgili iki ayrı senaryo aktarılmaktadır. Bunlardan ilkine göre, Cenk kalesine nakledilen esirlerden biri, isimlerinin kaydedildiği sırada üzerindeki el bombasını patlatıp üst düzey bir Özbek komutanın ölmesine neden oldu. Bunun üzerine paniğe kapılan diğer esirler, askerlerin kendilerini öldüreceğini düşünerek, askerlere saldırdı ve isyan başladı. İkincisine göre ise katliamı gerçekleştiren Özbek General Raşid Dostum’a bağlı güçler, olayı “isyanı bastırma” olarak nitelediler. Dostum’a göre Kunduz’da teslim olan esirlerin amacı, Cenk Kalesi’ne girip Kuzey İttifakı’nı içten çökertecek isyanı başlatmak ve kaleyi ele geçirmekti.
Uluslararası Af Örgütü, Mezar-ı Şerif yakınlarındaki Cenk Kalesi’nde, ele geçirilmiş olan Taliban savaşçılarının ve diğerlerinin öldürülmesiyle ilgili acilen soruşturma başlatılması yönündeki çağrısını yineledi. Örgüt ABD ve İngiltere’nin BM ya da Uluslararası Bilgi Araştırma Komisyonu tarafından bir ön soruşturma talep etmeyi düşünmesini istedi. ABD, İngiltere ve Kuzey İttifakı’na yazdığı mektuplarda UAÖ BM Güvenlik Konseyi’nin tüm Afgan kuvvetlerinin insan hakları ve uluslararası insani hukuk yasalarına karşı yükümlülüklerine sıkı sıkıya bağlı olmaları için çağrıda bulunduğu 1378 nolu kararını hatırlattı. Bu kararın ihlal edilmiş olabileceği görüldüğüne göre, UAÖ Güvenlik Konseyi üyeleri olarak ABD ve İngiltere’nin İnsan Hakları Yüksek Komiserliği ve BM’nin Afganistan’daki İnsan Haklarına Dair Özel Raportörü de dahil ilgili insan hakları mekanizmalarını içeren bir BM soruşturması talep etmesi için çağrıda bulunmaktadır.
Bir diğer seçenek ise ABD, İngiltere ve Kuzey İttifakı’nın 1949 Cenevre Sözleşmelerine Ek 1. Protokol’ün 90. maddesine göre kurulmuş olan Uluslararası Bilgi Araştırma Komisyonu’ndan, savaş kurallarının ihlalleri iddialarıyla ilgili soruşturmalara yardımcı olmasını istemek. Dünyanın farklı yerlerinden 15 bağımsız uzmandan oluşan bu komisyon böyle bir soruşturma talebini değerlendirmeye istekli olacaktır. Bu soruşturma, geçmişle bağları koparmak ve on yıllardan sonra ilk kez Afganistan’da insan hakları ve sorumluluğun ciddiye alındığını kanıtlamak için gereklidir. “Bu soruşturmayı yürütmek için koşullar yeterlidir; kolay bir görev olmamasına rağmen siyasi iradeyle gerçekleşebilir. Afgan halkı için insan haklarına saygı temelli bir gelecek, yalnızca iktidar ve nüfuza sahip kişilerin sorumluluğu üstlenip bu soruşturmanın yapılmasını teşvik etmesiyle gerçekleşebilir.”
Afganistan’da ABD tarafından yapılan insan hakları ihlalleri, haksız tutuklamalar, sivillere ait yerleşim yerlerinin bombalanması, belirsiz gözaltı süreleri, CIA ajanlarının gözaltına alınan kişilere karşı uyguladığı işkenceler ve savaşın başından bu yana yüzlerce Afgan tutuklunun yargılanmaksızın ABD’nin Guantanamo üssünde tutulması olarak sıralanabilir.
İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch), “Afganistan’da Güvenlik” başlıklı bildirgesinde Amerikan güçlerinin, Irak işgali başlamadan önce de Afganistan’daki cezaevlerinde tutukluların öldürülmesi ve işkence olaylarına karıştıklarını açıklayarak, bu konuda bağımsız bir soruşturma komisyonunun kurulmasını istedi. Örgüt, yayımladığı bildiride, Amerikan ordusunun 2001'den bu yana Afganistan’daki cezaevlerinde sekiz Afganlı’ın öldüğünü kabul ettiğini, ancak bu tutukluların Amerikan askerlerince “öldürüldüğüne” dikkat çekti. Örgüt, bildirisinde Amerikan askeri üst düzey yetkilileri tarafından işlenen bu suçların cezalandırılmadığını belirterek hiçbir Amerikan askerinin cinayetle suçlanmadığını kaydetti. Örgütten bir yetkili, “Cezaevlerindeki işkenceler Ebu Gureyb’de başlamadı. Bush yönetimi ve Savunma Bakanlığı'nın talep ettiği önceki soruşturmalar, Amerikan ordusu ve CIA'nın Afganistan ve Irak’ta, Amerikan ordusunun yaptığı kötü muamelelerin önemine ilişkin sır perdesini kaldırmayı başaramadı.” diye konuştu. Cezaevlerindeki kötü muameleleri inceleyecek bağımsız bir komisyonun kurulması isteğini yineleyen yetkili, cezaevlerindeki bu savaş suçlarına karışan ya da bunların yapılması için emir veren askeri yetkililerin, rütbeleri ne olursa olsun, bulunması için özel bir soruşturma komisyonunun da kurulmasını istedi.

Uluslararası Af Örgütü de ABD’nin tutsakların temel haklarını çiğnediğini yayımladığı raporda açıkça belirtti. Raporda, Amerika’nın Irak’ta, Afganistan’da ve Guantanamo Üssü’nde tuttuğu tutsaklara işkence ve kötü muamelenin önlenmesi konusundaki yükümlülüklerine uymadığı belirtildi. Raporda ABD, tutsaklara kötü muameleye göz yummak ve müsamaha göstermekle suçlandı. Af Örgütü’ne göre Washington icraatlara bir savaş anlayışıyla girişiyor ancak savaş koşullarını düzenleyen hukuki kuralları yok sayıyor. Örgüt, Amerikalı yetkililerden işkence uygulamalarının kınanmasını ve bu gibi olayların tekrarının önlenmesi için gerekli yasaların çıkarılmasını istedi. “Çiğnenen İnsan Onuru” adını taşıyan raporda ABD Başkanı Bush’un “terörle savaş” adını verdiği mücadelesinde tutsaklara yönelik muamele irdelendi. Uluslararası Af Örgütü, ABD’den Guantanamo’da tuttuğu 40 ülkeden 657 kişiyi bırakmasını ya da yasal suçlamada bulunup avukatlarla görüştürmesini istedi. “Saldırılar bittiğine göre, adil bir yargılamaya başlanmalı ve tutukluların iade sorunu çözülmeli” diyen örgüt, haklarında suçlama getirilmeyen ve insan hakları ihlallerine karışmamış olan savaş esirlerinin Cenevre Konvansiyonu’na göre serbest bırakılması gerektiğini hatırlattı. Tutuklularla görüşme talebini de tekrarladı.
ABD, Guantanamo’da tutuklulara savaş esiri statüsü vermeyi reddediyor. ABD mahkemeleri de Guantanamo’nun ABD’nin hükümranlığının dışında kalması nedeniyle herhangi bir hukuki işlemde bulunamıyor. ABD askerleri Taliban esirlerine yönelik operasyonlar sırasında Cenevre Konvansiyonu’nun ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin aksine tutuklanan kişilerin gazeteci, avukat, insan hakları savunucuları ya da aileleriyle görüşmelerine izin vermiyor. Uluslararası İnsan Hakları İzleme Örgütü Asya Yöneticisi Brad Adams, askerlerin Afganlı tutuklulara gaddarca insanlık dışı muamele ettiğini ve işkence yaptığını belirtti. Afganistan İnsan Hakları Komisyonu da bu tür işkence vakalarının kendilerine yansıdığını vurguladı. Komisyon Başkanı Simar Samar, Amerikan ordusunun bazı durumlarda hukuku hiçe saydığını söyledi.
İşkence vakalarının ayrıntıları hakkında bilgi sahibi olmadıklarını söyleyen Samar, birçok Afganlı’nın şiddet uygulandığı gerekçesiyle kendilerine başvurduğunu ifade etti. Afganistan’daki terörle mücadele koalisyonu, tutukluları ifade vermeye zorlamak için konuşma ve uyuma yasağı koyduğunu kabul ediyor. ABD’nin savaş ilan ettiği ülkelerde işlediği insan hakları ihlalleri, bu ülkenin askerlerini başka bir ülkede yargılamaya izin vermemesi nedeniyle çoğu zaman görmezden geliniyor.
ABD’nin Afganistan’da yürüttüğü terör operasyonları da çoğu zaman masum sivilleri hedef almıştır. Örneğin bunlardan birinde 1 Temmuz 2002’de Amerikan uçakları bir düğün evini vurarak 50’den fazla sivilin ölümüne, 120 kadar sivilin de yaralanmasına neden olmuştur. Konuyla ilgili olarak hazırlanan BM raporunda, olayla ilgili delillerin yok edildiği iddia edilirken ilgili BM raporunu ele geçirdiğini yazan İngiliz The Times gazetesi, rapora göre, ABD’nin olayda insan haklarını ihlal ederek feci olaydan sonra ilgili delilleri ortadan kaldırdığını beyan etmiştir.
Afganistan’da meydana gelen insan hakları ihlallerinin yanı sıra insan hayatını tehdit eden bir diğer önemli gerçek ise ülkede yaklaşık 450 km2’lik bir alanda bulunan 10 milyon mayındır. Afganistan, %80’i mayınla döşeli, dünya kara mayınlarının onda birini ihtiva eden bir ülkedir. Bu mayınları Afganistan’ın önemli şehir ve kasabalarına yerleştiren Sovyetler, çekildikten sonra bunlarla ilgili harita da bırakmadı. Şu ana kadar mayınlardan dolayı 400 bin kişi hayatını kaybetti. Her gün ortalama 20–25 erkek, kadın ve çocuk bu mayınlar nedeniyle hayatını kaybetmektedir.

Afganistan’da mülteciler sorunu da son yarım asrın en önemli sorunlarından birini teşkil etmektedir. Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgalinden önce komünist hükümet döneminde başlayan iltica, işgal sırasında daha da artmış ve evlerini terk ederek komşu ülkelere ya da komşu vilayetlere sığınan mülteci sayısı beş milyonu aşmıştır. Mücahitlerin 1992 yılında kurdukları hükümet döneminde bazı mültecilerin evlerine dönme teşebbüsleri de çıkan iç savaştan dolayı sekteye uğramıştır. ABD ve İngiltere’nin Afganistan’a yönelik hava operasyonunu başlatması ile beraber bombardımandan kaçan çok sayıda insanın Afganistan’da bulundukları yerlerden ayrılmasıyla mülteci sayısı altı milyonu aşmıştır. Afgan mültecilerin büyük bir kısmı Afganistan’a komşu ülkeler olan Pakistan ve İran topraklarına sığınmış durumdadır. Ülke içinde yerlerinden edilenlerin sayısı da en az bir milyondur ve ABD’nin hava bombardımanına başlaması ile beraber sayıları daha da artmıştır.
Pakistan’daki Afgan mülteciler ülkenin değişik şehirlerine yerleşmiş durumdadır. Çoğunluğu, Pakistan’ın Afganistan sınırına yakın bir bölge olan Peşaver ve Peşaver- İslamabad arasındaki bölgelerde bulunan Afgan mülteci kamplarında barınmaktadır. Kampların dışında yaşamını sürdürmeye çalışan çok sayıda mülteci de vardır. 11 Eylül krizinden sonra Pakistan’a doğru hareket eden Afgan mülteciler Quetta şehrine yöneldiler ve sadece bir hafta içinde 10 ila 20 bin arasında mülteci Quetta’ya ulaştı.
Ancak Afganistan’da hükümetin kurulmasının ardından BM, mülteciler sorunuyla ilgili bir dizi girişimde bulundu. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği, Afganistan’daki durumun iyileşmeye başladığını ve güvenliğin yeterli olduğunu söyleyerek, mültecilere “evinize dönün” çağrısı yapmaktadır. BM verileri, 2,5 milyon Afgan mültecinin ülkesine dönmeye başladığına işaret etmektedir. 2002 yılında başlatılan “eve dön” kampanyalarında şu ana kadar 3,7 milyon mültecinin İran ve Pakistan’dan evlerine döndükleri belirtilmektedir.
Mültecilerin yaşadığı kamplar sağlıklı bir ortamdan yoksundur. Elektrik, su ve kanalizasyonun bulunmadığı kamplarda mülteciler her tarafı açık topraktan yapılan evlerde barınmaktadırlar. Bir Afganlı mültecinin 24 saatinin tamamı bu evlerde ve kanalizasyon pisliklerinin aktığı daracık sokaklarda geçmektedir. Yüründüğünde nefes almak bile çok güç olan bu sokaklarda akan kanalizasyonlar ve yükselen toz tabakası, ortamı iyice tahammül edilemez kılmaktadır. Ev eşyalarının olmadığı bu sokaklarda bulunan evlerde yaşayan mülteciler toprak üstünde yatmaktadırlar. Savaştan çocuklarla birlikte en çok etkilenen kadınlar, günün büyük bir kısmını bu evlerde geçirmektedirler. Hemen hemen hiçbir geçim kaynağı olmayan mültecilerin tamamına yakını işsizdir. Eğitim imkanı olmayan mültecilerin okul çağındaki çocuklarının büyük çoğunluğu okuma yazma bilmemektedir. Yukarıda tasvir edilen insanlık dışı şartlarda yaşayan mültecilerin sağlık durumu da içler acısıdır. Hayatında bir kere bile doktor görmek şöyle dursun doktorun ne olduğunu bilmeyen Afganlı mülteciler dahi bulunmaktadır.